
Bir yıldır salgın her yeri kasıp kavurken ciddiye almadık, hatta neredeyse unutmuştuk şu domuz gribini. Şimdi her yerde bu hastalık ve beraberinde getirdiği tartışmalar var. Tartışmalar giderek bir komplo teorisi halini alıyor, ben de haberleri izlerken kafamdan kuruyordum işte, yazayım dedim. Ama lafı dolandıraraktan...
Aslında başka şeyler kuruyordum ya neyse. İnternette kısa bir araştırmadan sonra "Başbuğ'u "Nefes" yerine Chaplin'in "Büyük Diktatör"ü çıkışında muhabbete tutsalar n'olurdu acaba" konulu yazımı, bu domuz gribi yazısıyla değiştirmeye karar verdim, tamamen keyfiyetten.
Baktım da, millette hep aynı senaryo: Bu virüs laboratuvarlarda üretildi. Neden? İşte üçüncü dünya ülkelerini beter etsin diye... Ama bu daldaki oscar ödülüne uçsuz bucaksız tarih bilgisi ve sentezleme yetisiyle İsmail Aybal'ı layık gördüğümü de söylemeliyim. Bir de merak ediyorum hangi filmden görüp öğrendik biz bu pis, adi ilaç firmalarını, biyolojik savaş ajanslarını? Yani evet, pek taraftarı değilim ama şu küreselleşme dedikleri şeyin bir kısmı buradan geçiyor: Virüsü düşmana bulaştırdın iyi, hoş da dünya soğuk savaşta değil, orta çağda da değil, dönüp sana bulaşmasını nasıl engelleyeceksin; e malum şimdi herkes dolaşıyor her yeri. Ya cidden çok kof senaryo bu da be. Keneler ve İsrailli ajan turistler gibi birşey. Daha yaratıcı olunabilir! Dünyayı yönetmek isteyen çılgın bilim adamı tiplemelerini daha çekici buluyorum şahsen.
Biri de aynen şöyle demiş: "Türklerin genetik olarak çoğu hastalıkta sağlam ve dayanıklı olduğu ve bunu değiştirmek için yurtdışından ithal edilen tohumlarla hem tarımcılık sektörüne hemde genlerimize müdahale edildiği ayrı bi gerçek". İşte bu defa parıltısı taşıyan bir örnek; en iyi genç yetenek diyelim. 17 Ağustos depreminde yardım için gönderilen kanları "gavur kanı, türkün kanını bozar" diye geri çeviren dönemin sağlık bakanı Osman Durmuş gençleri etkilemeyi başarmış. "Gerçek"miş, vay be; Danone'ye de aptallaştırıcı bişi koyuluyor demişlerdi, Türk çocukları akıllı olmasın diye, inandım şimdi. Ama işte aptallık bütün milletlerde mevcut; sanırım bu bir yanıyla güzel bir şey.
Benim kafamdan geçen ise tam olarak zombi filmleriyle aynı çizgide bir kurguydu. Ben Efsaneyim'de zombi virüsü kızamık aşısından yayılıyordu ya hani. Bendeniz de tescilli zombi hayranı olaraktan ABD'de domuz gribi aşısı yaptırınca ters yürümeye başlayan ponpon kızın haberini okuyunca acayip heyecanlandım. İşte, dedim beklediğim zombi salgını geldi çattı. Kaç gündür bununla yatıp kalkıyorum. Kendime "olası bir zombi salgınında yapılacaklar" konulu eğitim programı hazırladım. Eve un, şeker, makarna falan stoklayıp bir de B planı hazırlamaya başladım. Eğitim programımın baş köşesi tabii ki 28 Gün Sonra'ya ait; George Romero'ya pek itibar etmiyorum da. Şimdiden kafama koydum hiç öyle zombi avı falan planlamıyorum; oturucam evimde artık yanımda kim varsa, muhtemelen Amerikan askerleri olacak, birilerinin bu gidişata bir çare bulmasını bekleyeceğim. Efendim sonra Ben Efsaneyim deki Will Smith gibi bir de köpek alırım diye düşünüyorum. Aziz Nesin'in herkesin başını alıp gittiği, dünyayı Aziz'e bıraktıkları bir hikayesi vardı adını hatırlamıyorum şimdi, onu da bulup baştan okumalı. Zamanında bir festivalde izlediğim "What To Do In A Zombie Attack" filmi de unutulmamalı. Neyse, bu kendimce dalga geçme işini bir yana bırakıp cidden sormaya başlıyorum. Dünya ve memleket komplo teorisi olmadığı apaçık ortada olan pisliklere batmış sürünürken bütün bunları görmezden gelip Türk'ün üstün geni, Diyarbakır'ın stratejik önemi, aşıda domuz geni kullanıldığı( bu da çok orjinal fikir ha), aşının adamı ters yürüttüğü gibi aptallıklara inanılır mı yahu? Valla zombi teorisi, benim diye söylemiyorum, daha mantıklı. İspanyol gribi, kara veba falan dünyayı kasıp kavururken de insanlar böyle aptallıklar mı uğraşıyordu merak etmekteyim. Hadi veba da kilisenin zırvalıklarını biliyoruz, İspanyol gribini de mi ilaç firmaları yapmıştı? Ya hadi bunu da geçtim; daha fazla insanın ölümüne sebep olan bildiğimiz grip ve diğer basit hastalıklara ne demeli? 60larda olsa birisi çıkıp "virüsü Sovyetler sardı başımıza" diyebilirdi, bugün ABD diyorlar.
Bu arada YÖK başkanı, sağlık bakanını aramış "bizim öğrencilere de aşı yaptıralım" demiş. Valla bizim üniversitede her yer o kadar pis ki domuz gribine aşı yaptırsan başka bir şey bulaşır kesin. Temiz, sağlıklı okullar, binalar yapsak daha mantıklı değil mi Yusuf?











