YÖK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YÖK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2009 Perşembe

Üniversitelerimiz demokrasi fakiri


Eylül ayının sonunda ne işe yaradığı halen belli olmayan bir kurum olarak YÖK, bir yönetmelik taslağı hazırlayarak üniversitelerimize gönderdi. Taslakta Bologna Süreci'nden ve kurulması önerilen "danışma kurulları"ndan bahsediliyor. Danışmak amaçlı oluşturulan bu kurullarda maşallah kimi ararsanız var: Belediye, valilik, milli eğitim, sanayi ve ticaret odaları, meslek odaları temsilcileri.... bizim memlekette üniversiteler hakkında herkesin söz söylemeye hakkı yok malum, sadece iktidar, ordu, yargı ve yök tekelinde bu konu. Şimdi demokrasi adına daha fazla kişiye söz hakkı veriliyor güya. İyi, hoş da peki ya öğrenciler?
Yüzbinlerce öğrenci var üniversitelerde, ne yapabiliyorlar? Hiç! Akademisyenlerin oyladığı ve cumhurbaşkanının seçtiği rektörün yaptıklarına dair, beğenmek dışında görüş bildirmeleri dahi soruşturulmaya hazır. Üniversite piramitinde en alt basamakta sıkış tıkış bekleyen bu acınası mahluklar, üniversite öğrencileri tek seçenekleri olan sükut ve ikrar sebebiyle taa içlerinden, insanca yaşamak ve hak sahibi olmak genlerinden çürüyor.
Üniversitelerimizde demokrasi adına tek uygulama var: Öğrenci temsilciliği kurulu diye bir şeyin seçimi. Valla 5 yıldır Uludağ Üniversitesi'ndeyim ne bu seçimden haberi olan bir öğrenci duydum, ne de bu seçimi yaptıran hoca gördüm. Binlerce öğrencisi olan bölümler 20 kişiyle seçim yapar, sınıf temsilcileri hocanın atamasıyla görev alır (çünkü kimse aday olmak istemez, hoca da gözde öğrencisini seçer), ülkücüler gelir tehdit eder, onlar yoksa solcular eder... aday olabilirsen ol, seçilebilirsen seçil... dekana gidersin bana ne der, fakülte sekreterine gidersin "memleketin geleceği sizsiniz, işinize müdahale edemem, yaşasın demokrasi" der bulaşmaz. Seçim kuralları gereği eksik katılımla yapılan seçimler sürekli tekrarlanır.
Ötk diye çağırdığımız şeyden herkes farklı birşey anlar. Demokrasicilik oyunudur. Öğrencilerin bir bok beceremeyeceğini bildiklerinden akademik ve idari kadro, hatta güvenlik güçleri bu seçimlere "demokrasiye gölge düşürmemek" adına hiç karışmazlar. İnsanlık tarihi boyunca ne zaman kalabalık bir grup bir uluya, yönetene gitse şu cevabı alır: Aranızdan temsilci seçin gönderin. Bilinir ki o temsilci seçilemez, seçilen temsil etmek için değildir. İşte gene 5 yıldır bu okuldayım ÖTK'nın en ufağından olsun bir iş yaptığını görmedim, duymadım. ÇÇanakkale ziyareti, Ankara gezisi, şık şık giyinip dolaşmalar, rektörle fotoğraf çektirmeler...
Klasik bir bürokrasi örgütlenmesi olarak ÖTKlar da görevlerini yapmamak, kendileri yapmadığı gibi başkasına da yaptırmamak üzere seçilirler. Rektöre ağam, paşam derler, senato toplantılarına katılma haklarını kullanırlar ama bir şey dedikleri görülmemiştir.
Ya en basitinden bir örnek vereyim; bu temsilciler çöplüğe dönen fakülteleri, mikrop yuvası tuvaletleri gidip de hocalarına şikayet edemez utandıklarından. Sonra öğrenciyi kırıp geçiren öğrenci işleri memurlarını da şikayet edemezler kendilerine vazife görmediklerinden, iki katına çıkan otobüs- minibüs ücretlerine dahi gıklarını çıkartamazlar. Sonra hasbelkader birisi dekana gidip bunları aktarırsa dekan der ki: "daha evvel bu konuda hiç şikayet almadım, demek ki siz yalan söylüyorsunuz". İşte demiştim bir üniversitede en küçük vidadan en büyük kolona kadar her demirbaş, her görevli işini yapmamak ve yaptırmamak üzere orada bulunmaktadır.
Her neyse YÖK bu yeni yönetmelikle üniversitelerde daha fazla kişiye söz hakkı verecek. Ulaşım ücretlerine zam yaparken öğrenciyi düşünmeyen belediyeye mesela. Ama öğrenciye hala söz hakkı yok. Öğrenciler, Atina site devletinde kölelerin gördükleri muameleye dahi muhtaç halde, zombi gibi fakülte koridorlarında sürünüyor çünkü. Onların seçme, seçilme, görüş bildirme ve haberdar olma gibi hakları yok. İşin garibi ben bu hakları isteyen bir öğrenciyle daha hiç karşılaşmadım.
Kendime adıyorum bu yazıyı!

8 Eylül 2009 Salı

Ayılana gazoz, bayılana limon


8 Eylül tarihli Yakın Plan programının konusu üniversitelerdeki açlık sorunu. Oradan izledim, Marmara Üniversitesi rektörü olan Necla Pur hanımefendi bazı öğrencilerinin derslerde açlıktan bayıldığını ağzından kaçırmış. Hemen belirteyim rektör hanım açıklamasına şu bilgiyi de iliştirivermiş: Öğle yemeği maliyeti 5 lira, ancak biz 1,5 liraya satıyoruz. Aman ne iyi, sanki 1,5 liraya yemek alamayan öğrencilere parasız kayıt yaptırmayan, yeniletmeyen kendisi değil benim. Buna kepçeyle alıp kaşıkla vermek diyorlar. Zaten kendileri açlık sorununa çözüm olarak hemen sabah çorbası servisi başlatmışlar okulda; kepçe ve kaşık ilişkisi aynen!

Programda öğrencilerle röportaj yapmışlar herkeste bir çekinme, sıkılma. Günde ne kadar harcıyorsunuz yemeğe, diye soruyorlar, Maaşallah 20'den az harcayan yok. Belki izlemissinizdir, Meliha Okur hanım da yaşam koçluğu yaparken bir öğrenci evine uğramıştı. Ev değil saray yavrusu, üç hanım kızımız, öğrenci arkadaşımız milyarlarla zar zor geçiniyor; işte sanki bütün öğrenciler o biçim yaşıyor memlekette. Ama TMMOB İzmir’de yaklasık 1600 üniversiteliyle anket yapmış, oradaki sonuçlar hiç öyle demiyor.

"Anketimizde öğrencilerin % 62‘sinin günde üç öğün yemek yiyemediği ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin % 72‘si dengeli beslenemediğini beyan etmiştir. Öğrenci evinde kalanların yalnızca % 26‘sı, yurtta kalan öğrencilerin ise yalnızca %21‘i beslenme ihtiyacı için haftada 70 TL‘den fazla harcayabilmektedir. Bu tablo değerlendirildiğinde öğrenci evinde kalan öğrencilerin % 64‘ünün; yurtta kalan öğrencilerin ise % 65‘inin beslenme gideri olarak haftada ancak 30 - 69 TL ayırabildiği ortaya çıkmaktadır. Bu rakama haftada 30 TL‘den daha az parayla beslenmeye çalışanlar da eklendiğinde İzmir‘de öğrencilerin ortalama % 75‘inin, yani her 4 öğrenciden 3‘ünün beslenebilmek için günde 3 TL ile en fazla 10 TL arasında harcama yapabildiğini görmekteyiz. Bu da İzmir‘de öğrencilerin dörtte üçünün açlık sınırında yaşadığı anlamına gelmektedir."

Demek ki İzmir’de öğrenciler perişan ya da Marmaradakiler ensesi kalınlardan? Herif açlıktan bayılıyor ama diyemiyor. Neden? Öyle öğretmişler çünkü. Bendeniz bu rektör ve takım arkadaşlarını pek iyi tanırım. Kendileri her şeyi söylerler her yerde, ama ne zamanki bir öğrenci aynısını desin hemen okulu küçük düşürmekten soruşturulmaya yazar. Rektör hanım rahibe Teresa edasıyla fakülte koridorlarında açlara çorba dağıtırken bir yandan da Marie Antoinette'i düşünüyordur kuşkusuz. Eğer düşünmüyorsa bu tamamen kendi kültürüne olan ilgisizliğindendir. Rektör hanıma karşı fazla sert davrandığımı düşündüyseniz hemen yazının başında sarf ettigim “ağzından kaçırmış” betimlemesini hatırlatayım. Programı sunan Selen Tokcan Hacaloğlu diyor ki: "Konuyu gündeme getiren Marmara Üniversitesi Rektörü Profesör Necla Pur'a gün boyunca ulaşmaya çalıştık ancak kendisi bugün için ulaşılabilir değildi. Aynı üniversiteden rektör yardımcıları da aynı şekilde bize olumsuz cevap verdi. Biz de ardından İstanbul Üniversitesi’ne gidelim istedik ancak, aynı olumsuz yanıtı bu üniversiteden de aldık. Biz de İstanbul Teknik Üniversitesi’ne geldik". Bu, şu demek oluyor ki herkes söylediklerinden dolayı pişmanlık duyuyor. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü de “kaç kaç şahit yazarlar” edasinda, “ben görmedim, duymadım, bilmiyorum”u etkileyici bir performansla oynuyor. Sonra mazallah hükümet ödenekleri keser(bkz: maliye eski bakanı Kemal Unakıtan'ın açık kalan mikrofonu) durumu söz konusu.

Programa ev sahipliği yapmayı üstlenen İTÜ’nün derdi bambaşka. Güya kendini temize çıkartacak. “Bizde açlıktan bayılan yok, herkesi doyuruyoruz” gibisinden tribünlere oynamada; okulun reklamını yapma telaşındalar. Okul değil aşevi mübarek.

Programın en ilgi çekici konuğuysa Ulusal Öğrenci Konseyi başkanı Nihat Buğra Ağaoğlu. Kendisi aynı zamanda açlıktan bayılan öğrencilerin de başkanı. Ben kendisini daha evvel Can Dündar'ın Neden programında izleyip gercek dünyadan kopukluğuna hayran kalmıştım. İşte burdan programa siz de bakın YÖK başkanını canlı yayında kıstırmışlar tek sordukları “ya hoca anlatıyon da n'olcek bu iş güç meselesi” olmuş. E dostum senin başkanı olduğun öğrenciler açlıktan bayılıyor sorsana YÖK başkanına, bunlar da senin sorumluluğun değil mi? Zaten aradan geçen zamanda kendisi tavrını pek değiştirmemiş. Selen soruyor "nedir bu söylenenler" diye, Ulusal Öğrenci Konseyi başkanı cevaplıyor: "Öncelikle teşekkür ediyorum öğrencilere karşı böyle bir hassasiyetiniz olduğundan dolayı. Rektörümüzün belirttiği gibi bir takim olaylar yaşanıyor olabilir ama ben açıkçası çok çok fazla oranda olduğunu düşünmüyorum. Bu konuyu da böyle abartarak dile getirmemek lazım diye düşünüyorum. çünkü şöyle bir durum da var: Devletin öğrencilere karsı sürekli bir yardımsever tutumu var. Ulaşılamayan öğrenciler de var ne yazık ki". Selen, konuştuğu kişinin öğrenci konsey başkanı olduğundan bir an şüphe edip “Allah Allah acaba YÖK’den birini mi bağladılar” diye içinden geçirirken dayanamayıp Nihat'ı durduruyor, tekrar soruyor: Rektör abarttı mı diyosun? Nihat hiç istifini bozmadan “bazı uç durumlar var, ama çok nadir vakalar bunlar” cevabını veriyor. Yani daha çok şey söylüyor Nihat tabii ama, ben işime geleni alıntılıyorum. Gerisini oturun izleyin Allah aşkına gülmekten kırılmazsanız ne olayım. Nihat başkan 5 dakika konuştuysa 3 dakikası “hükümet çok olanak veriyor, 180 lira kredi veriyor, okul yemek bursu veriyor....”; Nasrettin Hoca dayanamayıp sormuş ya, hırsızın hiç mi suçu yok? Sanki YÖK başkanı arkadaş, öve öve bitiremiyor üniversitelerimizi. Demek açlıktan bayılan da tembellikten kendine burs, yardım, harçlık bulamamış; ooooh öylesine müstehak. Bu memlekette ayılana gazoz; bayılana limon arkadaş.


not: Programın video kaydını http://video.ntvmsnbc.com/ adresinden aratıp bulabilirsiniz, buraya koymayı beceremedim.