açlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
açlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2009 Salı

Ayılana gazoz, bayılana limon


8 Eylül tarihli Yakın Plan programının konusu üniversitelerdeki açlık sorunu. Oradan izledim, Marmara Üniversitesi rektörü olan Necla Pur hanımefendi bazı öğrencilerinin derslerde açlıktan bayıldığını ağzından kaçırmış. Hemen belirteyim rektör hanım açıklamasına şu bilgiyi de iliştirivermiş: Öğle yemeği maliyeti 5 lira, ancak biz 1,5 liraya satıyoruz. Aman ne iyi, sanki 1,5 liraya yemek alamayan öğrencilere parasız kayıt yaptırmayan, yeniletmeyen kendisi değil benim. Buna kepçeyle alıp kaşıkla vermek diyorlar. Zaten kendileri açlık sorununa çözüm olarak hemen sabah çorbası servisi başlatmışlar okulda; kepçe ve kaşık ilişkisi aynen!

Programda öğrencilerle röportaj yapmışlar herkeste bir çekinme, sıkılma. Günde ne kadar harcıyorsunuz yemeğe, diye soruyorlar, Maaşallah 20'den az harcayan yok. Belki izlemissinizdir, Meliha Okur hanım da yaşam koçluğu yaparken bir öğrenci evine uğramıştı. Ev değil saray yavrusu, üç hanım kızımız, öğrenci arkadaşımız milyarlarla zar zor geçiniyor; işte sanki bütün öğrenciler o biçim yaşıyor memlekette. Ama TMMOB İzmir’de yaklasık 1600 üniversiteliyle anket yapmış, oradaki sonuçlar hiç öyle demiyor.

"Anketimizde öğrencilerin % 62‘sinin günde üç öğün yemek yiyemediği ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin % 72‘si dengeli beslenemediğini beyan etmiştir. Öğrenci evinde kalanların yalnızca % 26‘sı, yurtta kalan öğrencilerin ise yalnızca %21‘i beslenme ihtiyacı için haftada 70 TL‘den fazla harcayabilmektedir. Bu tablo değerlendirildiğinde öğrenci evinde kalan öğrencilerin % 64‘ünün; yurtta kalan öğrencilerin ise % 65‘inin beslenme gideri olarak haftada ancak 30 - 69 TL ayırabildiği ortaya çıkmaktadır. Bu rakama haftada 30 TL‘den daha az parayla beslenmeye çalışanlar da eklendiğinde İzmir‘de öğrencilerin ortalama % 75‘inin, yani her 4 öğrenciden 3‘ünün beslenebilmek için günde 3 TL ile en fazla 10 TL arasında harcama yapabildiğini görmekteyiz. Bu da İzmir‘de öğrencilerin dörtte üçünün açlık sınırında yaşadığı anlamına gelmektedir."

Demek ki İzmir’de öğrenciler perişan ya da Marmaradakiler ensesi kalınlardan? Herif açlıktan bayılıyor ama diyemiyor. Neden? Öyle öğretmişler çünkü. Bendeniz bu rektör ve takım arkadaşlarını pek iyi tanırım. Kendileri her şeyi söylerler her yerde, ama ne zamanki bir öğrenci aynısını desin hemen okulu küçük düşürmekten soruşturulmaya yazar. Rektör hanım rahibe Teresa edasıyla fakülte koridorlarında açlara çorba dağıtırken bir yandan da Marie Antoinette'i düşünüyordur kuşkusuz. Eğer düşünmüyorsa bu tamamen kendi kültürüne olan ilgisizliğindendir. Rektör hanıma karşı fazla sert davrandığımı düşündüyseniz hemen yazının başında sarf ettigim “ağzından kaçırmış” betimlemesini hatırlatayım. Programı sunan Selen Tokcan Hacaloğlu diyor ki: "Konuyu gündeme getiren Marmara Üniversitesi Rektörü Profesör Necla Pur'a gün boyunca ulaşmaya çalıştık ancak kendisi bugün için ulaşılabilir değildi. Aynı üniversiteden rektör yardımcıları da aynı şekilde bize olumsuz cevap verdi. Biz de ardından İstanbul Üniversitesi’ne gidelim istedik ancak, aynı olumsuz yanıtı bu üniversiteden de aldık. Biz de İstanbul Teknik Üniversitesi’ne geldik". Bu, şu demek oluyor ki herkes söylediklerinden dolayı pişmanlık duyuyor. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü de “kaç kaç şahit yazarlar” edasinda, “ben görmedim, duymadım, bilmiyorum”u etkileyici bir performansla oynuyor. Sonra mazallah hükümet ödenekleri keser(bkz: maliye eski bakanı Kemal Unakıtan'ın açık kalan mikrofonu) durumu söz konusu.

Programa ev sahipliği yapmayı üstlenen İTÜ’nün derdi bambaşka. Güya kendini temize çıkartacak. “Bizde açlıktan bayılan yok, herkesi doyuruyoruz” gibisinden tribünlere oynamada; okulun reklamını yapma telaşındalar. Okul değil aşevi mübarek.

Programın en ilgi çekici konuğuysa Ulusal Öğrenci Konseyi başkanı Nihat Buğra Ağaoğlu. Kendisi aynı zamanda açlıktan bayılan öğrencilerin de başkanı. Ben kendisini daha evvel Can Dündar'ın Neden programında izleyip gercek dünyadan kopukluğuna hayran kalmıştım. İşte burdan programa siz de bakın YÖK başkanını canlı yayında kıstırmışlar tek sordukları “ya hoca anlatıyon da n'olcek bu iş güç meselesi” olmuş. E dostum senin başkanı olduğun öğrenciler açlıktan bayılıyor sorsana YÖK başkanına, bunlar da senin sorumluluğun değil mi? Zaten aradan geçen zamanda kendisi tavrını pek değiştirmemiş. Selen soruyor "nedir bu söylenenler" diye, Ulusal Öğrenci Konseyi başkanı cevaplıyor: "Öncelikle teşekkür ediyorum öğrencilere karşı böyle bir hassasiyetiniz olduğundan dolayı. Rektörümüzün belirttiği gibi bir takim olaylar yaşanıyor olabilir ama ben açıkçası çok çok fazla oranda olduğunu düşünmüyorum. Bu konuyu da böyle abartarak dile getirmemek lazım diye düşünüyorum. çünkü şöyle bir durum da var: Devletin öğrencilere karsı sürekli bir yardımsever tutumu var. Ulaşılamayan öğrenciler de var ne yazık ki". Selen, konuştuğu kişinin öğrenci konsey başkanı olduğundan bir an şüphe edip “Allah Allah acaba YÖK’den birini mi bağladılar” diye içinden geçirirken dayanamayıp Nihat'ı durduruyor, tekrar soruyor: Rektör abarttı mı diyosun? Nihat hiç istifini bozmadan “bazı uç durumlar var, ama çok nadir vakalar bunlar” cevabını veriyor. Yani daha çok şey söylüyor Nihat tabii ama, ben işime geleni alıntılıyorum. Gerisini oturun izleyin Allah aşkına gülmekten kırılmazsanız ne olayım. Nihat başkan 5 dakika konuştuysa 3 dakikası “hükümet çok olanak veriyor, 180 lira kredi veriyor, okul yemek bursu veriyor....”; Nasrettin Hoca dayanamayıp sormuş ya, hırsızın hiç mi suçu yok? Sanki YÖK başkanı arkadaş, öve öve bitiremiyor üniversitelerimizi. Demek açlıktan bayılan da tembellikten kendine burs, yardım, harçlık bulamamış; ooooh öylesine müstehak. Bu memlekette ayılana gazoz; bayılana limon arkadaş.


not: Programın video kaydını http://video.ntvmsnbc.com/ adresinden aratıp bulabilirsiniz, buraya koymayı beceremedim.