30 Ağustos 2009 Pazar

Talihsiz Bir Alman'a Dair



Şimdi tam da bir önceki yazıyı Midnight Express'le bitirmişken bugün gazeteyi bir açtım: karşınızda Diyarbakır Askeri Cezaevi! Radikal Cumartesi ekinde Pınar Öğünç, malum mekana dair "5 no'lu Cezaevi" isimli bir belgesel çeken Çayan Demirel ile bu işkence tezgahının okul yapılabilitesi üzerine söyleşmiş. İşime geldiği üzere sayfanın köşesindeki bir kutucuktan aktarıyorum:




"Cezaevinde Ali İsimli Talihsiz Bir Alman
- Belgeselde malum yıllarda Diyarbakır Cezaevi'ne düşen Alman rehber Ralph Braun'u da bulmuşsunuz. Ona nasıl ulaştınız? Nedir hikayesi?
- Tutukluların bazıları kadın koğuşuna bitişik kalan bir Alman'dan söz etmişlerdi ama kimse ismini hatırlamıor. Bizim ekipten Ayşe Çetinbaş dönemin Der Spiegel'lerini falan taradı, bir isme ulaştı. İnternetten o isimde birçok insan bularak hepsine mail attı ve birinden "Benim" diye cevap geldi. Kendisi gezi rehberi, Aktamar Adası'na gitmişler ve orada Ermenilere, Kürtlere dair bir şeyler anlatmış(yanlış zamanda, yanlış yerde, yanlış şeylerden bahsetmiş yani). Kendi anlatımında da "Zaten Atatürk'ten sonrasına girmiyordum(elin Almanı bile kırmızı çizgilerimizi biliyor, helal olsun). Ondan sonrasının tehlikeli olduğunu biliyordum ama anlaşılan o da fazla geldi" diyor. Oradan bir Türk ihbar ediyor, otel odasını basıyorlar. Odasından Süryanilerle ilgili bir kitap çıkıyor. ASALA militanı diye tutukluyorlar(olaki Bizansla ilgili bir kitap çıksa kim bilir neden, hangi örgüte mensupluktan tutuklayacaklar?), sonra da 8-9 ay kalıyor cezaevinde. Anlattıkları çok ilginç. Kur'an getirip "Kelime-i şahadet getir" diyorlarmış. Kırık bir Türkçe'yle söyleyince de "Bak artık Müslüman oldun" diyorlarmış(Türk- İslam sentezi tam gaz, köşeye sıkıştırdıklarını doğru yola aps ediyorlar). Zaten adamın adını değiştirip Ali yapmışlar. Hala "Emret komitanim" demeyi hatırlıyor(Türkçe de öğretmişler). Ama o zamandan beri askeri marş dinleyemiyormuş, duyunca psikolojisi bozuluyormuş. Ona diğerleri kadar işkence yapmamışlar(karşılaştırma size hafifletici sebep olarak gelmesin), tek başına tutmuşlar zaten. Tuvalete de kadın koğuşuna gidiyormuş."
(Yazıdaki parantez içleri sahşımındır)

Yani küçücük kutucuk, içi dolu örnekçik. Oliver Stone elindeki hikayeyi abartmış ama bunu keşfetse artık ne yapardı kim bilir? Parantez içlerine yazıp paragrafı okunması hayli güç bir hale soktuğum cümleciklerle yetinip kapatıyorum. Bu konu tüylerimi diken diken etmede.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Madonna iyi ki Türkiye'ye gelmiyor!


51 yaşındalığına rağmen halen severek izlediğimiz Madonna, geçen gün Romanya konserinde klasik batılı popüler kültür çıkışı yapmayı deneyince konserdeki Romanyalılardan sert tepki gördü(haberin aslı burda). Hatunun tek dediği "Romanların ayrımcılığa uğradığını duydum" falan... Bu minik "ben özgürlükçüyüm, batılıyım" çıkışını kendilerine hakaret sayan Romanyalılar( bakınız Roman değiller ama) başlıyorlar Madonna'yı yuhalamaya. Neyse ki konserin sonları olduğundan pek büyümüyor olay.
Şimdi malum bizim memlekette açılım maçılım tartışmaları almış yürümüş, gündem sıcak. Ama düşünüyorum da; bir de Madonna uğrayıp "bu ülkede azınlıklara, farklı kültürlere ayrımcılık yapıldığını duydum" gibisinden bir laf etseydi, vay halimize! Gerçi normal bir zamanda dahi böyle eleştirileri kaldıramayacak bir toplumuz. Yani biri Türk'e laf etti mi, amman amman... Neyse, konunun burası hakkında pek yazılıp çiziliyor zaten, uzatmayacağım.

Lakin benim sinirlendiğim bir boyutu daha var olayın. Şöyle ki bu popüler batı ikonları ( madonna olsun, u2 olsun, angelina jolie olsun...) kendilerini her türlü eleştiriden muhaf tutarak konsere gittikleri ikinci sınıf memleketlerde insanlık havarisi kesiliyorlar. Madonna, İngiltere'de Romanların, Doğu Avrupadaki kadar dışlanmış olduğunu bilmiyor mu? Biliyor ama dikkate almıyor. Çünkü Romanlar onun ülkesinde dışlanması gerekli kesimlerden; öyle düşünüyorlar. Madonna da dahil bu bahsettiklerimizin hiç biri bir gelişmiş ülkede verdikleri konserde gıklarını çıkartmaz, çıkartamaz. Ama konser, misal Romanya'da ise aç ağzını yum gözünü. Guantanamo işkenceleri hakkında hangi özgürlük havarisi bir yorumda bulundu? Afrikayı düşünmesiyle ünlü Bono mu?
İnsanlık adına tepki verenler çoktan öldüler, piyasadan silindiler. Çünkü onlar kötünün batı topraklarında da kol gezdiğini haber verdikçe insanlar onlardan rahatsız olmaya başladı. Nasıl Orhan Pamuk bu toprakların geçmişindeki gölgeler üzerine konuştukça biz, bu "nobel alan ilk Türk'ü" dışladıysak işte aynen öyle.
Yazıyı bitirirken aklıma Oliver Stone ve Midnight Express geliyor. Kendisi yıllar sonra işi biraz abarttığından dem vurdu. Ama biz yıllarca "bu film yalan" demekten o denli harap düşmüştük ki filmin gerçeklerini (yani bizim memlekette işkencenin sistematik olarak uygulanışı) hiç aklımıza getirmedik bile. Sanırım bu olay fikrimi daha iyi açıklıyor. İnkar ya da önyargılardan değil gerçeklerden ve insanlığımızdan yola çıkmalıyız; ve elbetteki bu bize, dünyaya bakışımıza tutarlılık getirecektir.