NTV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NTV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2010 Cuma

doğuş yayın grubunun çizgisi neden değişti?


Efendim malumunuzdur Kuzey Kıbrıs'ta cumhurbaşkanlığı seçimi gündemde. 18 Nisan'da, yani 20 Nisan 2009 hükümet seçimlerinden tam bir yıl sonra siyasi grafiği 2003'te yerleri öpen Derviş Eroğlu, Mehmet Ali Talat'ı yerinden etmeye geliyor.

Milletvekili seçimlerinde %44'le tek başına iktidar olan Derviş Eroğlu tek kelimeyle istenen adam. Türkiye de, Yunanistan da, Rum kesimi de kazanmasını istiyor. Ama tabii çözüm için değil çözümsüzlük için istenen bir kişilik Eroğlu. Daha bir hafta önce NTV'ye verdiği röportajda "Halkın istekleri benim kırmızı çizgilerimdir" diye açık açık söylüyordu niyetini. Rum kesimi lideri Hristofyas, Eroğlu'nun azılı destekçilerinden. O da şöyle dedi geçenlerde: Talat'a 30 bin oy gönderemem. Bu yemle de balık tutuluyorsa pes!

Türkiye, 2003- 2004 döneminde Annan Planı'nı ve dolayısıyla Talat'ı desteklerken, Eroğlu- Denktaş birliği yerden yere vurulurken bakın nerelere geldik. Sanırım Türkiye muhteşem bir Kıbrıs politikası inşa ediyor sevincim kursağımda kaldı. Dışişlerimizin tek amacı kozunu yenilemek, göz boyamakmış. Çözüm arayışlarıyla geçen 6 yılın Hastası olduğumu söylediğim Davutoğlu sürekli olarak Kıbrıs'ta statükonun sürmesine izin vermeyeceğiz diyor ama Türkiye ya aktif halde destekleyerek ya da hiç karışmayarak adayı eski kapalı, çözüm istemez, harabe haline dönüştüreceği kesin olan Derviş Eroğlu'na yol açıyor. Bunun çeşitli sebepleri vardır elbet. Ama en göze batanı, yani Talat ile Eroğlu arasındaki en bariz fark birincisinin iyi kötü adada birlik, bağımsızlık istemesi, diğerininse ağzından eksik etmediği "anavatan Türkiye" tamlamalarıyla 74'ten bugüne süren çileyi devam ettirme arzusudur.

Gelelim yazımızın asıl konusuna. Hadi hükümeti, muhalefeti anladık da bu NTV'ye ne oluyor? Bir aydır açıktan Derviş Eroğlu pohpohlanıyor. Sürekli röportajlar, haberler... Talat'tan hiç bahis geçmiyor. Bugün gene NTV muhabiri soruyor: Talat size baskıcı dedi, Kıbrıs sorununu bilmiyor dedi, ne cevap vereceksiniz? Eroğlu'na hayatının fırsatı sunulmakta NTV tarafından, "al mikrofonu konuş" deniyor.

Açıkçası, anlayamadığım nokta bu desteklerin sonucu olarak ne beklendiği? Çıkarım yapamıyorum bu konuda. Türkiye, Rum tarafını köşeye sıkıştırmaktan vazgeçmişe benziyor. Artık çözümsüzlüğü dayatabileceğini göstermenin vakti. Belki Eroğlu bir anda nasıl geldiyse, bir anda tekrar dibe gömülecek?

22 Ekim 2009 Perşembe

Taraf'ın intiharı


Dağlıca baskınından beri, Ergenekon soruşturması ve kimsenin yazmadığı haberleri manşetine taşımasıyla sık sık gündeme gelen ve araştırmacı gazetecilik(?) örneği sergileyen Taraf gazetesi bugün kendini yaktı. Hem de ne için: Çok basit kurgulanmış bir komplo teorisi!
Komplo teorisi, helikopter kazasında hayatını kaybeden Muhsin Yazıcıoğlu gibi bir temele sahip olduğu için olsa gerek kulak kabartılıyor. Taraf muhabiri Mehmet Baransu'nun haberine göre söz konusu kaza hakkında yapılan soruşturma dosyasında helikopterdekilerin cep telefonlarına ait arama dökümlerinde birinci sırada NTV varmış. Helikopterin havalanması ile düşmesi arasındaki süre zarfında NTV santrali 5 saniyede bir bu kişilerin cep telefonlarını aramış. Ve hatta kim oldukları belirsiz "telekomünikasyon ve ulaşım sektöründe görevli iki mühendis" bu aramalarla helikoptere önceden yerleştirilmesi olası bir çipin harekete geçirilerek göstergelerin bozulduğunu Mehmet'e söylemiş.
Mehmet Baransu gazeteciliğini unutup kehanetçiliğe o denli kaptırmış ki kendini şöyle yazıyor: "Aramalarda dikkati çeken ise, tıpkı Yazıcıoğlu’nun cep telefonunda olduğu gibi, helikopter havalanır havalanmaz 10 saniyede bir gerçekleşen aramaların kazanın ardından neredeyse kesilmesi. Kaza anına kadar 90 kez aranan Güneş, kazadan sonra NTV telefonundan yalnızca 23 kez aranıyor". Şimdi kazadan evvel arayıp çipi aktif hale getirmişler ya bu NTV'nin suikastçileri(habercileri), kazadan sonra aramaları komployu zedeliyor. Oysa yukardaki gibi bir cümle yapısında kazadan sonra 23 kez aramaları kimseye bu yönlü bir kanıt olarak gelmez. Adam o denli inanmış kendi fikrine, çürütmek için kanıt sunuyorsun, onu da dayanak yapıyor.

İşte bu sabah NTV'deki Yazı İşleri programında Mirgün Cabas'la Ruşen Çakır çıldırmış vaziyette bu konuyu tartışıyorlar. İkisinin de bir şey dediği, bağırıp çağırdığı yok ama suratlardan belli. Kazanın olduğu dönemde haber müdürü Mirgün Cabas, haber danışmanı Ruşen Çakır; komplonun baş sorumluları bu ikisi. Zaten Mirgün evet aradım diyor, haber İHA'dan gelince teyit etmek için aramış adam. Ama Yasemin Çongar telefonla yayına bağlanıp halen yaptıklarını savununca diyecek başka bir şey kalmıyor.
Ruşen soruyor: Neden aramadınız haberin teyidi için? Yasemin cevaplıyor: Üst düzey yöneticilerinizi aradık, yerlerinde bulamadık. Ruşen gene soruyor: Mirgünle beni neden aramadınız? Yaseminden aynı cevap geliyor. Bu ne biçim bir gazetecilikse; yanlış, kolpa haber yapıyorsun, açığa çıkınca aynen savunmaya devam ediyorsun...
Halen kafasından "peki neden kazadan önce aramışlar" diye geçiren komplo düşkünleri için programın sonunda Mirgün Cabas, uçuş bilirkişisi Uğur Cebeci'den aktarıyor: Birincisi, helikopter manuel uçtuğu için cep telefonlarından etkilenmesi olanaksız. İkincisi, helikopterdeki kayıt saatiyle gerçek saat arasında her zaman fark olabileceği havacılıkta kabul gören bir şey.
Şimdi bir çok insan bu yarım yamalak teoriye yarım yamalak inanacak, bir çokları da zaten öteden beri yaptıklarını beğenmedikleri Taraf gazetesine bu sefer haklı olarak çatacaklar. benim düşüncem Taraf böyle aptalca bir haberi yayınlamakla kendini yaktı.