14 Şubat 2011 Pazartesi

Hoşgörünün Vatanı...


Sadece bu memlekette değil, evrensel olarak toplumlar değişiklere karşı engin bir nefret duymalarına ve sınırsız bir şiddet uygulamalarına rağmen her zaman hoşgörülü olmakla övünürler. Bu madalya niyetine takındıkları sıfatlarını sonuna kadar da hak ediyorlar. Ulus devlet dedikleri bokun kendisinden daha ilkel saydığı imparatorluklarda olmayan icadı daha homojen topluluklar yaratmakya; bu homojen pislik yığını içinde farklılık varsa ona sürekli bir baskı, işkence, dışlama, yalıtım politikası uygulanıyor. Artık dünya küresel olduğu için(?) eski dönemdeki gibi farklıları süremiyor ya da topluca öldüremiyorlar da, bu öldürmeyip süründürmenin adına hoşgörü diyorlar.
Yanına Mevlanı'yı da iliştirip her gelene kakaladıkları hoşgörü kavramları(onların kavramları ya da sizin kavramınız), bana sorarsanız engizisyon uygulamalarından daha beter bir işkence, demokrasinin ve insanlığın soyua sopuna küfürdür. Çingeneleri, Yahudileri, azınlıkları, orospuları, eşcinselleri; hatta işsizleri, öğrencileri, burjuvaları, sosyalistleri, türbanlıları, mini eteklileri... kimse sevmiyor ama yaşamaya devam edebildikleri için o homojen boka şükretmeleri gerektiği yargısı oluşmuş bokun kafasında; ne kadar da hoşgörülü olduklarını kahvehanelerde duvar tarafından, okullarda öğretmen masasından, üniversitelerde kürsü arkasından anlata anlata bitiremiyorlar. Bunlar, yani siz hoşgörülüler, öldürmeyen hitler'siniz o kadar. Yarın öbür gün öldürmeyeceğinizin de garantisi yok.
Hoşgörünüz, Tophane'de patlayan bağırsaklarınızdır; hoşgörünüz, dinsiz diye yüz çevirdiğiniz arkadaşlarınızdır; hoşgörünüz, gavur malı diye yağmaladığınız 6-7 Eylül 1955 günlerinin İstanbul sokaklarıdır... siz öyle olmayan insanların alınlarına kadar “Dini: İslam” yazmaktan zevk alan sadistlersiniz ki “yazsa n'olur” diye geçiriyorsunuz şu an içinizden.... gavuru doğru yola döndürüp sünnet ettirmekten, kelime-i şahadet getirtmekten; ulan Galatasaraylıya Fenerbahçe forması giydirmekten, Almana, İngilize “meraba televole” dedirtmekten dahi cinsel boşalmayla yarışır hazlar derleyen bir garip mahlukatsınız ki...
Hoşgörü, iktidarın zayıf olana yaşam hakkını bağışlamasıdır; hoşgörü, “İstesem şuracıkta linç ederim seni, adam ol” demektir; hoşgörü “arbeit macht frei” yahut Gulag takımadalarıdır; hoşgörü madalyonun cilalı, temiz, pak yüzüdür... hoşgörü, “her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu, müsamaha, tolerans”tır. Ve hoşgörü, gizli gizli taptığınız “ben” putunun kafası atıncaya değin ardına gizlendiğiniz çağdaşlık siperidir...
O “ben” putunun kafası atınca Ermeni öldürülür, yazar kaçmak zorunda bırakılır, Çingene sürülür, Yahudi yakılır, muhalefet işkenceden geçirilir, orospuya tecavüz edilir, ateiste ise....
İşte şimdi Penguen dergisinde “Allah yok din yalan” yazmış karikatürist linç ediyorsunuz. “Herkesin dini kendine” diyorsunuz ya, işte dinsiz olanın vay başına gelene... “benim inancıma saygı duyacak” bıdısının ardına saklanmanız sizin ne kadar iktidar tutkunu, ezmeye meyilli, faşizan bir bilince sahip olduğunuza delalettir. İçinde hakaret, saygısızlık, küfür vesaire olmayan sözlere sanalından reelinden linç başlatmanız; başlatanlara gıkınızı çıkartmamanız, onaylamanız; sizde o talep ettiğiniz saygı denen şeyin ve bunun yanısıra aklın, mantığın, bilincin ve insanlığın bi gıdım bulunmadığını gösterir. Ve evet, ALLAH YOK, DİN DE YALAN!

Not: Avizeden kondom çıkartmak ahmaklığına dair de “hergün camiye gidip bi defa olsun kafasını yukarı kaldırmamak” içerikli bir cümle gerekiyor; toplumsal bir fallizm(çüketaparlık) vakasıyla karşı karşıyayız.. bu da mı kondom?