
Bugün Bilgi Üniversitesi'nde, üniversite öğrencilerine konuşan İMF başkanı Dominique Strauss-Kahn, Bush'un hemen ardından dünyanın üzerine ayakkabı fırlatılan ikinci başkanı oldu. Selçuk Özbek ise medyanın da sık sık belirttiği üzere bu tip bir eylem yapan ikinci kişi ve de yine el Zeydi gibi gazeteciydi. El Zeydi ile paylaştığı bir diğer özelliği ise kötü nişancılığı olabilir, ama biraz hayal gücüyle denebilir ki asıl hedefi ayakkabısını protokole oturtulmuş gözde öğrencinin kafasından sektirerek Kahn'a değdirtmekmiş.
29 Mart 2007'de Boğaziçi Üniversitesi'nde, Koç Holding temsilcisi hanımefendiye koç yumurtası fırlatan üniversite öğrencisine demediğini bırakmayanlar bugün gene Selçuk Özbek'e sayıp sövdüler. Üzerine giydiği İngilizce yazılı tişörtten, silahının Çin malı, çakma bir Converse oluşuna kadar tartışıldı. Başbakanımız olaya protesto gözüyle bakan İMF başkanının aksine, bunun bariz bir saldırı olduğu görüşünde. Eskimiş haberci Uğur Dündar ise protestoyu şova dönüştürmekte ve izleyiciyi güldürmek için garip mimiklerine, sırıtışlarına ağırlık vermekte. Onun gibiler bu memlekette ne kadar ciddi şeyler olursa olsun kameranın karşına geçip sırıtacak; Levent Kırca misali makyaja bile gerek duymadan hem de. Ama en özlü şakayı Rahmi Koç yaptı. Yöneticisinin suratında patlayan koç yumurtasının acısı hala dinmemiş olacak ki dalgası tsunami kadar büyüktü: "Ayakkabısı kaç numaraymış?"
En sonu NTV'de Kongar/ Barlas ikilisi, medeni muhalefet adına Selçuk'a "büyük" tavsiyeleri verdiler. "Madem gazeteciymiş neden soru sormuyo da ayakkabı fırlatıyo"dan, "Zeydi'nin ayakkabısı Türk malı, kösele tabanlı bir ayakkabıydı; bunun ki hem Amerikan markası, hem de Çin malı"na değin bir çok açığını yakaladıkları Selçuk, tam o sırada salıverilmiş ve ilk konuşmasını NTV muhabirine yapmaktaydı. Eylemin spontane geliştiğini, çalışsa daha isabetli bir atış yapabileceğini, ayakkabısının kısa sürede kendisine iade edildiğini söyledi. Arada emperyalizm, sermaye gibi bir şeylerden de bahsetti. Ama benim damağımda kalan tat basit bir sahne şovuydu o kadar. Muhtemelen protestosunun bu denli benimseneceğini, tatil köyü animasyonlarına benzer biçimde "bakın bizim memlekette de bir ayakkabı fırlatma vakası oldu"lara vesile olacağını düşünmemişti. İMF kötüdür dedi, sonuna kadar haklıydı.
Kongarla Barlas'ı aynı görüş ardına sığındıracak denli güçlü bir eylem oldu sonuçta. Danimarka'da başbakana bir kadıncağız boya dökmüş de demokrasinin bütün kurumlarının mevcut olduğu memleketimizde bir çocuk İMF başına ayakkabısının tekini fırlatmış çok muymuş? İtidal, soğukkanlılık, medeniyet, demokrasi.... bunlardan bahsettikleri bir yığın tavsiye verdi Kongar/ Barlas, üniversite gençliğine. Aynı Kongar sakalını kesmeme pahasına akademideki görevinden istifa etmişti ama.
Demokratik, insani tepkilerin hepsi 19. yüzyıl klasiklerinden çıkma diplomatik bir eda ile yapılacak zorunluluğu varmışçasına ayakkabı fırlatmak saldırı olabiliyor "büyükler"in gözünde. İtalya'da Papa'nın ziyaretine karşı üniversitelerini işgal eden öğrenciler, Paris'te çalışma koşullarının kötüleştirilmesine direnen öğrenciler, Yunanistan'da arkadaşlarının polisçe öldürülmesine tepki olarak bütün ülkede okulları işgal eden öğrenciler... bunlar hep aşırı, şiddet yanlısı, demokrasiden uzak diye damgalanması gerekenler sanırım. Nedense iktidardakilerce demokrasi, "oturup sesini çıkartmamak" olarak tarif ediliyor. Başka diyeceğim yok...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder