8 Haziran 2011 Çarşamba
Söz sanatlarının bize ettiklerine dair
Ne diyorsunuz, ne demeye çalışıyorsunuz? Buradan anlaşılmıyor, buradan duyulmuyor; artık yaşam pek karışık, pek gürültülü, pek imalı...
Bir yükselti bulun ve üzerine çıkıp insanlara dönün, utanıp sıkılmadan ne demek istediğinizi en basit kelimelerle anlatın! Yoksa anlaşılamayacaksınız. Benzetmeleriniz, imalarınız, teşbihleriniz artık çok yönlü algılamalar çağında bir şeyi işaret etmekten çok daha fazlasını yapıyor: karmaşa yaratıyor. Evet, bu dünya yanlış anlamaların dünyasıdır, bu zaman anlaşılamamanın yarattığı esrarengiz popülaritenin zamanıdır ve sizler de bunun hem kurbanı, hem kaynağısınız. Çekinmeyin anlatın derdinizi, kıvırmanıza gerek yok..
Son bir haftadır bunları düşünüyorum, balkona çıkıp Kadıköy halkına seslenesim var bu şekilde. Anlamıyorum arkadaş ben, kim ne diyor. Herkeste, bir, lafı dolandırarak, dolaylı yoldan, ama en dolaylısından anlatma takıntısı almış yürümüş. Yazar mısınız lan siz afedersiniz; ananızın karnından tecahüli ariflerle, istiareler ve kinayeler eşliğinde mi çıktınız? Ulan ben de seviyorum söz sanatı yapmayı tamam, ama her boka yapıştırılmaz, eklenmez ki bunlar. Sanki dinlemeye takılmışız da şifreli konuşuyor herkes benle. “Ulan bu millet ne çekingen, ne korkak arkadaş, düşündüğünü demeye dili varmıyor, götü kesmiyor” da diyebilirim, ama kararsızım; harbiden korkup çekindiklerinden mi bu kadar dolaylı konuşuyorlar, hayatlarını bu denli etrafından dolanarak yaşıyorlar?
Şimdi, sizi bilmem ama benim etrafım bu hırtlarla dolu halde ve biri bişey dediği zaman on defa düşünüyorum: “Ulan acaba aslında ne demek istedi bu” diye. Gerçi evin dibindeki cafemsi, barsı mekanın son haftayı Demet Akalın, Hande Yener şarkıları çalarak bana zindan etmesinin de bu durumda etkisi var muhakkak. Ulan zaten uzun bir aradan sonra tekrar yalnız kalmışım; ne zaman sinirlensem Demet Akalın çalıyomuş gibi oluyo arka plandan. Film miyim, filmde miyim lan ben yoksa?
Bir de bunlar, yani bu anlayamama durumum ve benim büyük yalnızlığım yetmezmiş gibi aklıma hep gelip şu takılıyor ki insanlar hep bana aynı şeyi söylerler, aynı şikayette bulunurlar: ne dediğini anlamadık! Gerçi hepsi böyle demiyor, genelde anlamıyorlar da bunu bana söylemiyorlar veya ne bileyim işte sık sık yanlış anlıyorlar, önce dinlemiyor sonrasında da tersliyorlar falan. Ya arkadaş ben daha ne diyeyim size, kıçınızla olsun dinleseniz anlayacaksınız işte bu kadar basit şeyler söylüyorum çoğu zaman; düz, sanatsız, dolanmasız. Kıza, “senden hoşlandım bebeğim” diyorum, bana hala çapkınlıklarını anlatıyor, peşindeki erkeklerden dert yanıyor, kanka ayakları yapıyor. Adama, “bana bilgi satma lan pezevenk” diyorum, ama hala daha hayatında iki kitabı okumamış adamlardan ayar yiyorum... hocama bir soru soruyorum, iki dakikada insanlık düşmanı bir katliamcı gibi suçlanmaya başlıyorum.. “Ey dil hele âlemde bir âdem yoğ imiş/ Vâr ise de ehl-i dile mahrem yoğ imiş” desem yeridir ama işte ben Nefi kadar kendinden emin değilim.
İşte, ben açık konuşunca tersliyolar, “sert konuşuyosun”, “sert yazıyosun”, “kırıcı oluyosun” diyolar da diyolar. Ama işte klasik “göte göt denir” mevzuları dönüyo çoğu zaman etrafımda, ne diyeyim yani? Bunun bir de Aziz Nesin’in başından geçeni var: Nötron bombası insanlığı kurtaracaktır vakası! Adam memleketin en ağzı bozuk mizah yazarıyken bir anda, çok basit bir ironisini kıçından anlayan bir ton yazar, düşünür diye geçinen zevat tarafından, atom bombasını savunduğu için lanetlenmeye başlıyor. Bu durum, bende, anlamayı istemek/istememek gibi bir götlük kaynağının varlığı düşüncesini geliştiriyor. İşine gelmeyeni anlamıyor insanlar, işine geleni leb demeden tamamlıyor: lebi! Seviyorum söylüyorum olmuyo, kızıyorum söylüyorum olmuyo... binbir benzetmeyle anladıkları şeyi düz söyleyince anlamak istemiyor kimse; bilmeyen de shakespear imzalı bir skeçte ya da ne bileyim 16. yüzyıl divan edebiyatının gözde bir eserinin en içinden çıkılmaz beyitlerinden birinde yaşıyolar sanacak. Bir an evvel olabildiğince düz, dolaysız, açık konuşmaya başlamalıyız hep beraber. Yoksa bundan sonra “kimse beni anlamıyo yeee” diye mızmızlanana, “belki de sen kendini anlatamıyosundur insanlara İsmail” diye tavsiye verenlere basıcam - talk to the hand repliğini, basıcam tokadı, tekmeyi. Ama bir yandan da korkuyorum arkadaş, insanın başına ne gelirse işte bu düşüncesiz, pazarlıksız konuşup yazmaktan geliyor. Böyle yazıp ediyoz, ağzımıza geleni her daim söylüyoruz lakin bir gün bendeniz, Sarayburnu açıklarında balıklara yem olurken ardımdan “gökten nazire indi marazî ve ukelasına/darrî diliyle uğradı hakkın belasına” derseniz diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Ve de içimden "I'm just a soul whose intentions are good.. oh lord, please don't let me be misunderstood" duasını okuyorum, okuyorum, tekrar okuyorum...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder